Denizin sağlığı, balığın sağlığı ve insanın sağlığı
aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır.

Ben sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan” diyen Sait Faik, Burgazada kıyılarında oturup dalgalara bakarken genel deniz balıkçılığı av sezonunun açılmasını dört gözle bekliyor muydu, bilinmez. Ama 1 Eylül’de Vira bismillah! diyerek yeni balıkçılık av sezonu başlıyor. Büyük hikâyecimizin bilmediği ise bugün balık sezonunun açılmasının artık yalnızca bir balıkçılık meselesi olmadığı…
Bugün Boğaz’a, Marmara’ya, Karadeniz’e, Ege’ye ve Akdeniz’e baktığımızda, üç yanımızın denizlerle çevrili olmasının yanında, dört bir yanımızın iklim değişikliği, kirlilik, aşırı avlanma ve değişen deniz ekosistemleriyle çevrili bambaşka bir hikâyeyle karşı karşıyayız. Ve bu hikâye bir Sait Faik eseri kadar iyi gelmiyor; ne ruhumuza ne de sağlığımıza.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre iklim değişikliği, 21. yüzyılda küresel sağlığa yönelik en büyük tehditlerden biri. Öyle ki, 2030–2050 yılları arasında yalnızca yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve aşırı sıcaklara bağlı sağlık sorunları nedeniyle yılda yaklaşık 250.000 ek ölüm gerçekleşmesi bekleniyor. Son yıllarda ülkemizde de yakından şahit olduğumuz üzere iklim değişikliğinin doğrudan etkileri aşıra hava olaylarının yarattığı yaralanmalar ve ölümler ile ilişkili iken; dolaylı etkilerini ekosistemlerin bozulması ve doğal alanların tahribatı, su kaynaklarının azalması, zorunlu göçler,  insan-evcil hayvanlar-yaban hayatı arasındaki etkileşimin değişmesi ile türler arası patojen aktarımı, vektörlerin ve göçmen kuşların coğrafi dağılımı ve göç yollarındaki değişimler ile yeni enfeksiyon hastalıkları riski, ayrıca solunum ve kardiyovasküler hastalıklar yükünün artması ile gösteriyor. Tüm bunlara malnütrisyon ve gıda güvenliği problemleri ile göçün ruh sağlığı üzerindeki etkileri de eklendiğinde, iklim değişikliğinin yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da değiştirdiği görülüyor (1).
Denizler, iklim değişikliğinin etkilerini en belirgin biçimde hisseden ekosistemlerden biri. Atmosferdeki fazla ısının büyük bölümünü emen okyanuslar ve denizler giderek ısınıyor. Türkiye denizlerinde de son 20 yılda deniz suyu sıcaklıklarında yaklaşık 0,4–1,4°C artış olduğu bildiriliyor (2). Isınan su daha az oksijen tutarken, deniz suyunun tabakalaşmasının artması da su kolonundaki karışımı ve özellikle derin suların oksijenlenmesini azaltabiliyor. Artan su sıcaklığı ile denizel ekosistemlerin fiziksel ve biyolojik koşullarınının değişmesinin sonucunda bazı türlerin yaşam alanları daralırken, bazı türler yeni alanlara yayılabiliyor. Yani ısınan denizle birlikte denizin sakinleri de değişiyor. Bunun Türkiye'deki en dikkat çekici örneklerinden ikisi, Hint-Pasifik kökenli olup Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e ulaşan balon balığı (Lagocephalus sceleratus) ve aslan balığı (Pterois miles) (3). Isınan Akdeniz sularının tropikal kökenli türlerin burada yaşamını sürdürmesini ve yayılmasını kolaylaştıran koşulları oluşturması ile, bu yabancı/istilacı türler özellikle Akdeniz’in güneybatısından kolay kolay gideceğe benzemiyor (4). Balon balığı güçlü çeneleriyle balıkçı ağlarına zarar verirken, içerdiği tetrodotoksin nedeniyle insan sağlığı açısından da risk taşıyor (5,6). Aslan balığı ise küçük balıklar ve kabuklularla beslenerek besin ağına yeni bir avcı ekliyor; Türkiye’nin güneybatı kıyılarında yapılan bir çalışmada, aslan balığının besinleri arasında çok sayıda yerli balık türünün bulunduğu bildiriliyor (7). Diğer taraftan, aslan balığı zehirli dikenleri nedeniyle balıkçılar ve diğer insanlar için de doğrudan risk oluşturuyor; dikenlerin batması yalnızca şiddetli ağrı ve şişliğe değil, nadiren daha ciddi sistemik zehirlenme bulgularına da yol açabiliyor (8). Böylece denizlerin ısınması yalnızca suyun sıcaklığını değil, denizde kimin yaşayacağını, kimin avlanacağını ve kimin soframıza ulaşacağını da değiştiriyor.
İğneyi iklim değişikliğine batırdığımıza göre, çuvaldızı biraz da kendimize batırabiliriz. Zira deniz ekosistemleri yalnızca deniz suyunun ısınmasıyla tehdit altında değil. Aşırı ve yasa dışı avcılık, habitat tahribatı ve deniz kirliliği de iklim değişikliğiyle birlikte deniz ekosistemleri üzerinde baskı oluşturan insan kaynaklı etkenler. Balıkların üreme döneminde avlanması, yasal av dönemlerine ve boy sınırlarına uyulmaması, kota ve av araçlarına ilişkin kuralların gözetilmemesi, balık stoklarının kendini yenileme kapasitesini azaltıyor. Özellikle balıkların üreme çağından önce yoğun biçimde avlanması, stokların kendini yenileme kapasitesini zayıflatarak gelecekte denizde bulunabilecek balık miktarını da etkileyebiliyor (9). Denizlerimize bıraktığımız atıklar da bu Sait Faik’e ait olmayan hikâyenin başka bir parçası. Evsel ve endüstriyel atıklar, tarım alanlarından denizlere ulaşan besin maddeleri ve diğer kirleticiler, plastik ve mikroplastikler, petrol ve çeşitli kimyasallar yalnızca denizin görüntüsünü bozmakla kalmıyor; ekosistemin işleyişini de değiştirebiliyor. Özellikle azot ve fosfor gibi besin maddelerinin denize aşırı yüklenmesi, ötrofikasyona ve fitoplankton artışına, bunun ardından organik maddelerin parçalanması sırasında oksijen tüketiminin artmasına ve denizde oksijen koşullarının bozulmasına yol açabiliyor (10). 2021 yazında Marmara Denizi’nde yaşadığımız müsilaj olayı bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi (11). Deniz yüzeyinde gördüğümüz o gri-kahverengi, jelimsi tabaka aslında çok daha büyük bir ekolojik değişimin görünür yüzüydü. Peki, her şey 2021’de oldu ve bitti mi? Hayır. 2024 yılında Erdek Körfezi’nde yeniden gözlenen müsilaj, Marmara Denizi’nin sorununun henüz geride kalmadığını hepimize hatırlattı (12). Marmara Denizi bir kez daha bize seslendi: “Nefes alamıyorum, yardım edin!” Bu haykırış yalnızca yaşam alanları daralan deniz canlılarının değil, denizden elde ettiğimiz gıdanın güvenliği konusunda da yeni bir sağlık sorusunun ortaya çıktığının çığlığıydı adeta (13).
Marmara Denizi’nin bu çığlıklarına yeterince kulak vermememizin sebebi, bütün bunların bizim soframızla ve sağlığımızla ilişkisini yeterince fark etmememiz olabilir mi? Oysa denizlerdeki balığın azalması yalnızca ekolojik bir sorun değildir. Balıkçının ağında, semt pazarındaki tezgahta ve marketteki fiyat etiketinde görünür hâle gelen bir beslenme ve halk sağlığı sorunudur. Dün sofraya kolayca gelen bir gıdanın bugün daha pahalı ve daha az ulaşılabilir olması, denizde başlayan değişimin insan hayatına kadar uzanan zincirinin son halkalarından biridir. Yeşilçam balıkçısı Azize her ne kadar, “Balıklarım tazedur, alıp yiyip doysana, bir kilodan ne olur bey amca? Üç-beş kilo alsana” dese de, hale gelen balık kasalarının azalması ve fiyatların yükselmesi özellikle ekonomik açıdan kırılgan grupların düzenli balık tüketmesini güçleştirebilir; alıp yiyip doyamamasına neden olabilir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ne göre gıda güvenliği yalnızca sofraya yeterli miktarda gıdanın ulaşması anlamına gelmiyor. İnsanların güvenli, besleyici ve ihtiyaçlarını karşılayan gıdaya ekonomik olarak erişebilmesi de gıda güvenliğinin önemli bir parçası (14). Balık; kaliteli protein, doymamış yağ asitleri ve özellikle yağlı balıklarda bulunan EPA ve DHA gibi uzun zincirli omega-3 yağ asitleri açısından önemli bir besin kaynağı. FAO ve WHO’nun 2024 yılında yayımladığı güncel değerlendirmeye göre balık tüketimi protein, enerji ve çeşitli mikrobesinlerin alımına katkı sağlıyor ve yaşamın farklı dönemlerinde sağlık açısından önemli yararlar sunuyor (15,16).
Dolayısıyla denizi korumak, yalnızca balıkları korumak değildir; geleceğin sofralarını, güvenli ve besleyici gıdayı ve insan sağlığını da korumaktır. İşte Tek Sağlık (One Health) yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanıyor. Dünya Sağlık Örgütü ve ortak kuruluşlarının (FAO, UNEP, WOAH) tanımıyla Tek Sağlık; insanların, hayvanların, bitkilerin ve onların paylaştığı çevrenin birbirine bağlı olduğunu kabul eden, farklı disiplin ve sektörlerin birlikte çalışmasını gerektiren bir yaklaşım (17). İnsan sağlığı profesyonelleri olarak biz hekimler açısından Tek Sağlık, bireyi içinde yaşadığı toplumun, tükettiği gıdanın, maruz kaldığı çevresel risklerin ve parçası olduğu ekosistemin bir bütünü içinde değerlendirmeyi gerektirir. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri, gıda ve su güvenliği, zoonotik hastalıklar, antimikrobiyal direnç ve çevresel maruziyetler bu bakış açısının klinik pratiğe yansıyan örnekleridir. Çünkü insan sağlığı, yaşadığımız ekosistemlerin sağlığından ayrı düşünülemez. Sağlıklı bir toplum yalnızca hastalıkları tedavi eden değil, sağlıklı ve besleyici gıdaya erişimi mümkün kılan, güvenli gıda kaynaklarını ve biyolojik çeşitliliği koruyan bir çevrede yaşayan toplumdur. Denizin sağlığı, balığın sağlığı ve insanın sağlığı aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır.
Sonsöz olarak Tek Sağlık’ın bize hatırlattığı en önemli şey şudur: Sait Faik’in denizlere ve insanlara bakarken anlattığı o hikâyeyi bugün yeniden yazmanın zamanı geldi. Çünkü artık biliyoruz ki denizde başlayan bir değişim, soframıza; soframızdan da sağlığımıza kadar uzanabiliyor.
Vira bismillah! Ama bu kez yalnızca balıkçı tekneleri için değil; denizlerimizin, balıklarımızın ve gelecekteki sofralarımızın sağlığı için de.

Saliha Şahin
Doktor Öğretim Üyesi, Aile hekimliği Uzmanı, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği ABD
Tek Sağlık Yüksek Lisansı, Barselona Özerk Üniversitesi (Universitat Autònoma de Barcelona) Veterinerlik Fakültesi, 2024.

 

KAYNAKLAR

  1. World Health Organization. Climate change [Internet]. Geneva: World Health Organization; 2023 Oct 12 [cited 2026 Aug 24]. Available from: https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/climate-change-and-health
  2. Demircan M. İklim değişikliğinin Türkiye denizlerine ve su ürünleri yetiştiriciliğine etkisi. JENAS. 2022;4(2):96-108. doi:10.53472/jenas.1096917.
  3. Çinar ME, Bilecenoğlu M, Yokeş MB, Öztürk B, Taşkin E, Bakir K, Doğan A, Açik Ş. Current status (as of end of 2020) of marine alien species in Turkey. PLoS One. 2021;16(5):e0251086. doi: 10.1371/journal.pone.0251086.
  4. Samourdani A, Ketsilis-Rinis V, Koutsidi M, Lazaris A, Peristeraki P, Tzanatos E. Ecology and behaviour of the invasive lionfish Pterois miles colonizing coastal areas of the central Mediterranean. Estuar Coast Shelf Sci. 2024;303:108796. doi:10.1016/j.ecss.2024.108796.
  5. Ulman A, Yildiz T, Demirel N, Canak O, Yemişken E, Pauly D. The biology and ecology of the invasive silver-cheeked toadfish (Lagocephalus sceleratus), with emphasis on the Eastern Mediterranean. NeoBiota. 2021;68:145-175. doi:10.3897/neobiota.68.71767
  6. Tatlı M, Bulut S. Fatal pufferfish poisoning 1000 km inland: a case series from eastern Turkey. Arh Hig Rada Toksikol. 2026;77(2):149-152. doi:10.2478/aiht-2026-77-4088.
  7. Öndes F, Özden U, Alan V, Irmak E, Güçlüsoy H. Comparative feeding habits of the invasive non-indigenous devil firefish Pterois miles and the indigenous scorpionfishes Scorpaena porcus, Scorpaena scrofa, and Scorpaena notata on the southwest coast of Türkiye, eastern Mediterranean. Mediterr Mar Sci. 2024;25(3):753-767. doi:10.12681/mms.38039.
  8. Aktaş Ş, Mirasoğlu B. Lionfish envenomation: clinical aspect and management. J Black Sea Mediterr Environ. 2017;23(1):81-87.
  9. Food and Agriculture Organization of the United Nations. The state of world fisheries and aquaculture 2024: blue transformation in action. Rome: FAO; 2024. doi:10.4060/cd0683en.
  10. Yücel M, Özkan K, Fach B, Örek H, Mantıkçı M, Tezcan D, et al. The sea snot outbreak in the Sea of Marmara: biogeochemical transformations of the sea, modern-day pressures and a roadmap for the way forward. In: Öztürk İ, Şeker M, editors. Ecology of the Marmara Sea: Formation and Interactions of Marine Mucilage, and Recommendations for Solutions. Ankara: Turkish Academy of Sciences; 2021. p. 249-267. doi:10.53478/TUBA.2021.013.
  11. Savun-Hekimoğlu B, Gazioğlu C. Mucilage problem in the semi-enclosed seas: recent outbreak in the Sea of Marmara. Int J Environ Geoinformatics. 2021;8(4):402-413. doi:10.30897/ijegeo.955739.
  12. Sarı M, Karadurmuş U. Documenting the emergence of a new mucilage formation in the Sea of Marmara in 2024. Turkish Journal of Maritime and Marine Sciences. 2026;12(2). doi:10.52998/trjmms.1838428.
  13. Doğruyol H, Ulusoy Ş, Erkan N, Mol S, Özden Ö, Can Tunçelli İ, et al. Evaluation of biotoxins and toxic metal risks in mussels from the Sea of Marmara following marine mucilage. Food Chem Toxicol. 2024;186:114558. doi:10.1016/j.fct.2024.114558.
  14. Food and Agriculture Organization of the United Nations, International Fund for Agricultural Development, United Nations Children's Fund, World Food Programme, World Health Organization. The State of Food Security and Nutrition in the World 2026: understanding and addressing the high cost of a healthy diet. Rome: FAO; 2026. doi:10.4060/cd8306en.
  15. World Health Organization. Healthy diet [Internet]. Geneva: World Health Organization; 2026 Jan 26 [cited 2026 Aug 24]. Available from: https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/healthy-diet
  16. Food and Agriculture Organization of the United Nations, World Health Organization. Joint FAO/WHO expert consultation on the risks and benefits of fish consumption: meeting report. Rome: FAO; 2024.
  17. Food and Agriculture Organization of the United Nations, United Nations Environment Programme, World Health Organization, World Organisation for Animal Health. One Health joint plan of action (2022–2026): working together for the health of humans, animals, plants and the environment. Geneva: WHO; 2022. doi:10.20506/9789295121430.

“Yazmasam deli olacaktım”
Sait Faik ABASIYANIK

Saliha ŞAHİN, MD