Marko Paşa, adı darb-ı mesellere girmiş pek az insandan biridir. Toplumumuz içinde yaşayan “Derdini Marko Paşa’ya anlat” sözü, daha çok sonuç alınamayacak işleri belirtmek için kullanılır. Zira anlatılanlara göre, bir hekim olan Marko Paşa’nın en önemli özelliği, hastalarının derdini dinler gibi görünüp genellikle dişe dokunur bir çözüm yolu göstermemesiydi. Belki de bu özelliğinden dolayı, gerek Osmanlı, gerekse de Cumhuriyet döneminde yayımlanan bazı mizah dergilerine isim babalığı yapmıştı.
Asıl adı Marko Apostalidis olan Paşa, 1824’de Siros adasında bir tacirin oğlu olarak dünyaya geldi. Sonrasında ailesi İstanbul’a göçmüş ve Paşa da başkentte Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye’ye girmişti. Bu okul, Osmanlıcılık ideali çerçevesinde açılan yüksek eğitim kurumlarından biriydi. Her ne kadar Yahudiler uzun yıllar okula rağbet göstermemişse de Rum ve Ermeni cemaatleri daha ilk yıllardan itibaren okula talebe vermişlerdi. Marko Apostalidis 1851’de okuldan mezun olduktan sonra serirat-ı hariciye yani cerrahi kliniğinde muallim muavini oldu. 1861’de sultan Abdülaziz’in hekimliğine getirildi. 1871’de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin başına geçti. Burada başta, İstanbul’un öne gelen şehreminlerden Operatör Cemil Paşa olmak üzere pek çok genç doktorun yetişmesine ön ayak olacaktır. Kendisi “mirliva” rütbesi alan ilk hekimdir. 1876’da Birinci Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte Meclis-i Ayan üyeliğine getirilen Paşa, ölüm tarihi olan 1888’e kadar bu görevde kaldı. Paşa’nın önemli yanlarından birisi de Hilal’i Ahmer yani Kızılay’ın kuruluşunda aldığı roldür. Kendisi 14 Nisan 1877’de faaliyete başlayan Kızılay’ın kurucularından olup aynı zamanda ilk başkanıdır.
Ankara’daki Kızılay merkezine de, bundan dolayı büstü dikilmiştir. Aynı zamanda gerek sultan Abdülaziz’in ve gerekse de 2. Abdülhamid’in güvenini kazanmasının etkisiyle 2. Meşrutiyet ilan edildiğinde Meclis-i Âyan üyesi olarak tayin edildi.
Bununla beraber Marko Paşa’nın isminin efsaneler arasında yittiğini ve gerçek tarihi kişiliğinin de netleşmediğini ifade etmek lazım. Onun başında bulunduğu Mekteb-i Tıbbiye hakkında en kapsamlı iki eserden birini kalem almış olan Binbaşı Elhac Rıza Tahsin, Marko Paşa’yı istibdad döneminde hürriyet yanlısı Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerini himaye eden gerçek bir vatanperver olarak nitelendirirken; Cemil Topuzlu kendi anılarında Paşa’yı, tıp mesleğinde bile liyakatten uzak, sorunları bilmezden ya da anlamazlıktan gelerek geçiştirmeye çalışan zayıf bir kişilik olarak betimler ve akabinde de Paşa ile ilgili dikkat çekici bilgiler verir:
“Bu zatın tabip olarak büyük bir liyakati yoktu. Lakin çok kurnaz ve ipe un seren bir adamdı. İşine gelmeyen şeyi, daima anlayamamış görünürdü. Ancak yaman bir idareciydi”
cümleleri ile bahseden Topuzlu, yine hatıralarında onun hakkında ilgi çekici bir de anekdot aktarır:
“Sultan Aziz intihar ettiği zaman, devrin bütün tanınmış doktorları ve hatta yabancı elçiliklerin doktorları bile saraya çağırılmışlardı. Bunların içinde Marko Paşa da vardı. Doktorlar, raporlarını yazacakları zaman suya sabuna dokunmayan ve kitaba uyabilen bir formül aramışlar, düşünmüşler bir türlü istedikleri tarzda kulp bulamamışlardı. İşte o zaman da Marko Paşa zekası ile işi halledivermiş. O, “intihar etti” yahut “etmedi” dememek için şu cümleyi bulmuştu: “Bize gösterilen bu makasla bu yara yapılabilir.”
Öte yandan Paşa’nın Celal Muhtar, Akîl Muhtar ve Kemal Muhtar gibi önemli doktorları yetiştiren ekip arasında yer aldığını da hemen belirteyim. Cemil Topuzlu’nun anılarında Paşa’dan “ipe un seren bir adam” diye bahsetmesi belki de düşünsel olarak 2. Abdülhamid’e muhalif olsa da, idare-i maslahat konusunda tedbirli davranmasındandır. Zira pek çok kaynakta Paşa, 2. Abdülhamid’e muhalif olan Tıbbiyeli gençleri koruyup kollayan bir sima olarak zikredilir. Mesela Resuhi Baykara kaleme aldığı konu ile ilgili bir yazısında bu durumu şu ifadelerle dile getirir:
“Hürriyetperver gençliğin kaynağı olan bu müesseseyi idare etmek çok müşküldü. Marko Paşa bu müşkül işi zarif, nazik, zeki ve müşfik tabiatı ile çok iyi başardı ve talebeye kendisini çok sevdirdi. Hürriyetperver talebeyi saraya karşı daima korudu.”
Paşa’nın dert dinleme konusundaki tavrı da halk arasında şöhret bulmuştu. Paşa, çaresi olmayan dertleri gayet dikkatli bir şekilde dinler, karşısındaki konuşmasını bitirince de Rum şivesiyle “Anladık, Ama ne?” diye sorardı. Haliyle muhatabı bir kez daha sorunu bu kez daha etraflıca anlatır ve Paşa’nın aynı şekildeki sorusuna muhatap olurdu. Sonrasında Paşa’dan kendisine bir fayda gelmeyeceğine kanaat getirerek şikayetini keserdi. Bazıları Paşa’nın derde derman olmasa bile en azından karşısındakini dinleyerek bir nevi rehabilitasyon yaptığı kanısındadır. Ancak çaresi olmayan dertlere yönelik olarak verilen “Derdini Marko Paşa’ya anlat” kelamı, dilimizde bir darb-ı mesel olarak girmiştir.
Marko Paşa’nın ömrünün son yılları hayli sıkıntılı geçti. Nerede ise bir yıl süren ağır bir hastalık sonrasında 2 Kasım 1888’de Burgaz Ada’da vefat etti. Son günlerinde hakkında bir dava açılmış ve Paşa da bu davadan mahkum olmuştu. Sultan 2. Abdülhamid zamanında sarayın eczacısı Faik Paşa, geriye yönelik yaptığı muhasebe kontrollerinde Marko Paşa’nın, Sultan Abdülaziz’in doktorluğunu yaptığı yıllarda saray eczanesinde yaklaşık 2000 liralık bir açık olduğunu tespit etmiş ve bundan dolayı da Paşa’yı mahkemeye vermişti. Burgazada’daki evinde 2. Abdülhamid’e bir istida kaleme alan Marko Paşa, suçlamaları reddetmiş, ilaç paralarını zimmetine geçirmesinin söz konusu dahi olamayacağını beyan ederek zaten hasta yatağında canı derdine düştüğünü ve elinde de söz konusu meblağı ödeyecek para olmadığını dile getirmiştir. Hanedana bunca sene hizmet eden birisi olarak ve yaptıkları göz önüne tutularak ömrünün son günlerini huzur içinde geçirebilmesi için padişahın yardımını talep etmiştir. Ne yazık ki bu arizeye verilen yanıt hakkında bir malumat bulunmamaktadır.
Marko Paşa’nın, ikamet amacıyla kullandığı üç konutun varlığı bilinir. Bunların belki de en gösterişlisi Anadolu Kavağı’nın en dikkat çeken yapılarından biri olan ve Boğaz Komutanlığı tarafından kullanılan köşktür. Paşa’nın ölümünden sonra varislerine intikal eden köşk, 1955’de Deniz Kuvvetlerine geçmiş ve İstanbul Boğaz Komutanlığı tarafından kullanılır olmuştur. Kıyıdan biraz içerde kalan köşk, bahçeli ve üç katlı olarak tasarlanmıştır. 1972’de restore edilmiştir. Yine Paşa’nın Kuzguncuk’ta üç katlı kargir bir konağı daha vardı. Söz konusu konak bugün Kuzguncuk ilköğretim okulu olarak hizmet vermektedir. Ancak Paşa yukarıda da ifade ettiğim üzere Burgaz Ada’daki yazlığında vefat etmiştir. İhtimal ki ömrünün sonlarına doğru bozulan sağlığına Ada havasının iyi geleceğini düşünmüştü. 2 Kasım 1888’de vefat eden Paşa’nın cenazesini Burgazada’dan alarak Kuzguncuk’a taşıyacak kalabalık bir heyet toplanmıştır. Bu heyetin içinde Bahriye mektebine mensup öğrenci ve subaylar, Mekteb-i Tıbbiye talebeleri, yakın dostları, hekim ve eczacılardan oluşan kişiler yer alıyordu. Gemiyle Kuzguncuk’a getirilen cenaze, Paşa’nın buradaki konağının önünde yapılan kısa bir törenin ardından Kuzguncuk Rum mezarlığına getirilmiştir. Cenaze töreninde Zoeros Paşa da, Marko Paşa’nın hayatı ve kişiliği hakkında kısa bir konuşma yapmıştır.
Paşa’nın son uykusuna çekildiği Kuzguncuk sırtlarındaki bu mezarlığın asude bir mekan olduğu rahatlıkla söylenebilir. Taraçalı bir yokuşu geçtikten sonra iki aşamalı bir mezar alanına tesadüf edersiniz. Paşa’nın mezarı yokuşu tırmandıktan sonra hemen karşınıza çıkıyor. Önüne bir demir zincir çekilmiş vaziyette. Hemen sol tarafından da mezarlığın ikinci kısmına uzanan merdivenler çıkıyor. Kuzguncuk Rum Mezarlığı küçük bir gömü alanı, temiz ve bakımlı. Halihazırda Osmanlı tarihinde tıp alanında önemli roller oynayan Marko Paşa hakkında daha bir çok bilinmez var. Paşa, müstakil bir çalışmayı fazlasıyla hak ediyor.
KAYNAKLAR
Anonim; “Marko Paşa” maddesi, İstanbul Ansiklopedisi, cilt: 5, İstanbul 1994, s. 301-302
Rasuhi Baykara; “Marko Paşa Abdülhamid’e Dert Yanıyor”, Tarih Dünyası, yıl: 1, Sayı: 6, 30 Haziran 1950, s. 254-255
Ekrem Çakıroğlu (ed.); “Marko Paşa”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, cilt: 2, İstanbul 1999, s. 77
Yasemin Çelenk; Marko Paşa’nın Anadolu Kavağı’ndaki ve Kuzguncuk’taki Yapıları, İÜ. Edebiyat Fakültesi Estetik ve Sanat Tarihi Kürsüsü, Yayınlanmamış Lisans Tezi, İstanbul 1981
Hakan Gülsün; İstanbul Boğaz Komutanlığı Sınırları İçinde Yer Alan Tarihi Yapılar ve Marko Paşa Köşkü, İstanbul 1994
Önder Kaya; Tarihin Gör Dediği, İstanbul 2006
Çağatay Üstün; “Derdini Marko Paşa’ya Anlat”, Van Tıp Dergisi, cilt: 8, sayı: 4, Van 2001, s. 134-136
Nuran Yıldırım; 14. Yüzyıldan Cumhuriyet’e Hastalıklar, Hastaneler, Kurumlar, İstanbul 2014
*:Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü 1997 mezunu
Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmalarında 2000 yılında Yüksek Lisansını tamamladı.
Halen Robert Kolejinde Tarih öğretmenliği yapmaktadır.
Özellikle İstanbul’un tarihi ile ilgili çok sayıda kitap ile gazete ve dergilerde yayınlanmış yazıları mevcuttur.
