Özel sağlık kuruluşlarında şimdiye dek şirket kurup hizmet satmaya yani taşeron olarak çalışmaya zorlanan hekimler, yapılan yasal düzenleme ile 1 Haziran 2026 sonrasında temel iş hukukuna uygun olarak işverene bağlı 4a’lı-SSK’lı işçi statüsüne geçtiler.
Bu düzenleme ile başlayan yeni dönemde işverenlerin yasal olarak üstlenmesi gereken kıdem tazminatı yükümlülüğü, sosyal güvenlik-GSS primi ve KDV’den kaynaklanan vergi yükümlülüklerini “brüt ücret” adı altında hekime yüklemek istediği ve böylece hekimin yüksek vergi dilimi nedeniyle daha çok vergi ödemesi sonucu, zaten iyice azalmış olan gelirinin daha da düşmesine yol açtığı duyumları alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde yenilenen sözleşmelerde hekime birçok olumsuz koşul dayatıldığı da bilinmektedir.
Statü değişikliğinin kağıt üzerinde sağladığı hakların uygulamada gerçek bir güvenceye dönüşmesi, ancak sözleşmelerin açık, denetlenebilir ve iş hukukuna uygun biçimde hazırlanmasıyla mümkündür.
Özel sağlık kuruluşlarında ücretli çalışan hekimlerin, özlük ve ekonomik haklarının savunusunda başarıya ulaşmaları için örgütlü mücadele vermeleri gerekmektedir. Bu konuda adres, Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları ile bunlarla koordineli sendikal yapılar olmalıdır.
Son yirmi yılda sağlık sistemindeki dönüşümün en önemli başlıklarından biri, devletin doğrudan desteği ve sağlık hizmetlerinin piyasalaşmasının önünün açılması ile birlikte özel hastane sayılarının artışı ve özel sağlık sektörünün büyümesi oldu. Şehir hastaneleri, özel hastane zincirleri, sağlık turizmi yatırımları ve performans odaklı sağlık politikalarıyla birlikte sağlık hizmeti giderek daha büyük bir ekonomik alan ve rant merkezi haline geldi. Bu şekilde özel sağlık kuruluşlarında çalışan ve sayıları artan hekimlerin, giderek ağırlaşan çalışma koşulları bu büyümenin görünmeyen bölümü oldu.
Sağlık sermayesinin talebiyle yıllar önce AKP iktidarının önce fiilen göz yumduğu, sonra da temel iş kanunlarına aykırı biçimde gerçekleştirdiği yasal düzenlemeler ile özel hastanelerde uzun yıllardır yaygınlaşan taşeron usulü çalışma modelinde hekimler, hastanenin çalışma düzenine, performans ölçütlerine ve idari denetimine tamamen bağlı biçimde çalışmasına rağmen, şirket kurup hizmet satmaya yönlendirildi. 4/b (Bağ-Kur) kapsamında çalışıyor olarak gösterildiler. Bu dönemde 4/a lı işçi statüsünde çalışmak mümkün iken birçok işveren işe almak için hekimlerin, şirket kurmalarını zorunlu kıldı.
İşveren, hekimlere hastanenin ortakları oldukları ve işçi olmadıkları söylemi ile iş hukuku kaynaklı pek çok yükümlülükten kaçındı. Böylece işveren, kıdem tazminatı fonu, sosyal güvenlik primi ve KDV türü maddi yüklerden sıyrılmayı hedefledi.
Hekimin çalışma güvencesi, yıllık izin, resmi tatillerde çalışmama ve hastalanınca rapor alma hakkı da kısıtlanmış oldu. Hekim emeği adım adım taşeronlaştı ve sağlık hizmeti giderek daha sert piyasa ilişkileri içinde şekillenmeye başladı. Bu durum, yarattığı birçok sakıncanın yanı sıra hekimlerin sendikal örgütlenmesi ve dayanışmasının önünde de bir engel olarak ortaya çıktı.
Hukuken bağımlı çalışan, ancak mali sorumlulukları bakımından bağımsız hizmet sağlayıcı gibi gösterilen hekimler, yıllarca iki statünün de olumsuzluklarını birlikte yaşadı.
Ticaret odası üyesi olmaya zorlayan, taşeron şirketi üzerinden sağlık hizmeti satıcısı konumuna sokan 4/b çalışma modelini sonlandıran ve olması gereken 4/a çalışma modeline (SSK-işçi) 1 Haziran 2026 sonrası geçişi zorunlu kılan yasa, 24 Temmuz 2025 tarihinde kabul edildi. Bu yasanın bir gerekçesi, yenidoğan çetesi ve benzeri durumlardaki taşeron doktor algısını değiştirmek olmakla birlikte ülkenin içinde bulunduğu mali krizin boyutunun bir sonucu olarak doktorlardan daha çok vergi toplama gayreti de olduğu bilinmektedir.
Hekimi yıllık izin, hastalık izni, kıdem tazminatı, sosyal haklar ve emeklilikte daha yüksek maaş sağlayacak olan taban ücretin belli olduğu bir sözleşme protokolu ile işçi statüsünde tanımlayan bu yasal düzenlemeye OHSAD vb işveren örgütleri birçok saik ile karşı çıkarken, Türk Tabipleri Birliği de olumlu olarak değerlendirmiştir.
Ancak statü değişikliği tek başına yeterli değildir. Hekimin önceki çalışma süresinin kıdem hesabına katılıp katılmayacağı, kazanılmış haklarının nasıl korunacağı ve yeni sözleşmelerde hangi ücretin esas alınacağı da açıklığa kavuşturulmalıdır.
Sağlık zirvelerinde OHSAD, Özel Hastaneler Platformu vb. sağlık işveren örgütleri ile buluşan ve bu yapıların talepleri ile birçok düzenlemeyi gerçekleştiren AKP iktidarı, şimdiye kadar hekimlerin temsilcisi olan meslek örgütleri ile sağlık alanındaki hiçbir bir düzenlemede olmadığı gibi, bu konuda da herhangi bir görüşme yapmamıştır.
Özel hastane hekimlerine birçok yönden avantaj sağlayan bu yasal düzenlemenin, kısa vadede ortaya çıkan başlıca olumsuz etkisi, şirket düzeninde üç ayda bir alınan %25 lik kurumlar vergisinin ve yıl sonunda alınan %15 lik verginin yerine masrafları indirme imkanı tanımadan, gelir vergisinin her ay peşinen ve artan dilimler ile birlikte giderek yüksek oranda alınması ve böylece de aylık gelirin azalması olmuştur.
Özellikle yılın ilk aylarında kabul edilen ücretin, artan vergi dilimleri nedeniyle sonraki aylarda ciddi biçimde azalması, hekimler açısından öngörülebilir ve sürdürülebilir bir gelir düzeni kurulmasını engellemektedir.
İktidarın acilen gelir vergisi dilimlerinin oranını artan enflasyona paralel olarak yeniden düzenlemesi gerekmektedir.
Vergi dilimleri ile matrahların gerçek ücret artışlarının gerisinde kalması, kağıt üzerinde yükselen ücretin satın alma gücünde karşılık bulmamasına yol açmaktadır.
Diğer bir olumsuz etki de, kamudan emekli olup özelde çalışan hekimlerin emekli maaşlarında ek ödemenin kesilmesi sonucu neredeyse yarıya varan azalmanın olmasıdır. 4b li iken yapılmayan kesintinin 4a statüsünde yapılması kabul edilemez. Bunun da bir yasal düzenleme ile değişmesi gerekmektedir.
Hekimlere imzalatılmak istenen sözleşmeler, ücret, çalışma süresi, nöbet, izin, fesih, rekabet yasağı, malpraktis sorumluluğu ve kıdem hakları yönünden hukuki incelemeden geçirilmelidir.
Ayrıca farklı hastanelerde uygulanan ücret ve sözleşme modellerinin ortaklaştırılarak izlenmesi, ortak hak kayıplarının erken dönemde belirlenmesini sağlayacaktır.
İşverenin karında azalmaya yol açacak maddi yükümlülükleri “brüt ücret” adı altında hekimlere yüklemesine, onların gelirlerinde azalmaya yol açacak girişimlerine karşı, çalışma koşullarını ve özlük haklarını iyileştirmek için örgütlü olarak mücadele etmek, iktidarı da 4a statüsünden kaynaklanan gelir kayıplarına karşı yeni yasal düzenlemeler yapmaya zorlamak amacıyla Türk Tabipleri Birliği ve odaların aktif tutum alması ve örgütlenme modelleri geliştirmesi gerekmektedir.
Özel sağlık alanında ücretli çalışan hekimlerin özlük ve ekonomik hakları için başvuru adresi olmak ve hem işveren örgütlerine hem de siyasi iktidara karşı hekimlik mesleği perspektifinden tutum almak amacıyla kurumsal yapılar oluşturulmalıdır.
Bu amaçla geçen dönem Türk Tabipleri Birliği bünyesinde Özel Sağlıkta Hekim Emeğini Koruma Kurulu kuruldu. Bu kurulun yapılandırılması, tabip odalarında buna denk gelen yapıların geliştirilmesi, mevzuatın takibi, hukuki destek sağlanması, hekimlerin örgütlü sesi olarak işveren örgütleri ile müzakere ve mücadele yürütülmesi önemlidir.
Türk Tabipler Birliği bünyesinde oluşturulan Özel Sağlıkta Hekim Emeğini Koruma Kurulu, odalar ve hekimlerle birlikte bu yeni sürecin takipçisi olmalıdır. Konunun taraflarının, alanın bilim insanları ve hukukçularla birlikte arama toplantısı, çalıştay vb. etkinlikler yapması ve buradan çıkacak sonuçların kamuoyu ile paylaşılması hekimlerin örgütlü faaliyetine ve bu alandaki mücadelesine katkı sunacağına şüphe yoktur.
Bu mücadele yalnızca hekimlerin ücretlerinin korunmasıyla sınırlı değildir. Nitelikli sağlık hizmetinin, mesleki bağımsızlığın ve hasta güvenliğinin korunması bakımından da kamusal önem taşımaktadır.
TTB Merkez Konseyi ve başta İstanbul Tabip Odası olmak üzere, özel hastane hekimlerinin yoğun olarak faaliyet gösterdiği il tabip odalarının yönetim kurullarının desteği ve öncülüğü ile yürütülecek bu çalışmaların hekimlerin hukuki güvencelerinin olduğu bir çalışma ortamında ekonomik ve özlük haklarını elde etme mücadelesini başarıya ulaştıracağı kuşkusuzdur.
Özel hastane patronlarının OHSAD’ı varsa hekimlerin de TTB’si, tabip odaları ve örgütlü dayanışması vardır.
*Güray Kılıç - Türk Tabipleri Birliği Özel Hekimlik Kolu Yürütme Kurulu Başkanı, Dr.
